1. Ana Sayfa
  2. Köşe Yazıları
  3. Ölümsüzlük Mümkün Mü? Mümkün Olabilir Mi?
Trendlerdeki Yazı

Ölümsüzlük Mümkün Mü? Mümkün Olabilir Mi?

Ölümsüzlük Mümkün Mü? yazım ile karşınızdayım. Evet Ölümsüzlük. Şüphesiz insanların nihai hedefi ve arzusu ölümsüzlüğü elde etmek. Binlerce bilim insanı, insanların ömrünü uzatmak için araştırmalar ve deneyler yapıyorlar. Yaşam süresini uzatmayı başarıyorlar ancak ölümü yenme konusu hala bir ütopya. Sizce, gerçekten Ölümsüzlük Mümkün mü?

Ölümsüzlük Mümkün Mü

Ölümsüzlük Mümkün Mü? yazım ile karşınızdayım. Evet Ölümsüzlük. Şüphesiz insanların nihai hedefi ve arzusu ölümsüzlüğü elde etmek. Binlerce bilim insanı, insanların ömrünü uzatmak için araştırmalar ve deneyler yapıyorlar. Yaşam süresini uzatmayı başarıyorlar ancak ölümü yenme konusu hala bir ütopya. Sizce, gerçekten Ölümsüzlük Mümkün mü? Ölümsüzlük elde edilebilir mi? Bir insan, sonsuz bir yaşama kavuşabilir mi? Bu yazı, benim ölümsüzlük hakkındaki bir teorimi içeriyor. Böyle bir yazının neden bir teknoloji sitesinde yer aldığını düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bu yazının olması gereken ilk yer aslında bir teknoloji sitesi. Yazının devamında zaten anlayacaksınız. Çünkü çok teknolojik 😀

Ölümsüzlük Mümkün Mü

Be teorimi anlaşılabilir kılmak için bir çok farklı teknolojik gelişmeye değinmem gerekiyor. Umarım sıkılmadan okursunuz.

Gerçekten… Ölümsüzlük Mümkün Mü?

Geçmişte Ölümsüzlük Düşüncesi…

Tüm mitolojilerde görebildiğimiz bir tema vardır. İnsanların tanrılaşarak ölümsüzlüğe ulaşması. Uzak Doğu’da, özellikle Çin’de Kültivasyon adı verilen ve bir tür enerji toplayarak güçlenme ve ölümsüzlüğe ulaşma temalı bir kavramdır. Kısaca doğanın enerjisini (Ki, Çakra, Mana vs.) sürekli olarak bedenlerinde özel bir noktada; Dantian (fiziksel olarak var olmayan ama olduğu düşünülen bir organ) adı verilen bir organda biriktirme yolu ile sürekli güçlenerek tanrı olma yani ölümsüz olma yolu olarak biliniyor.

En sevdiğim ve 6,7  ayda bir baştan sonra izlediğim seri olan Harry Potter’da, felsefe taşını üreten kişi olan Nicolas Flamel, felsefe taşından elde ettiği bir iksir ile sonsuz yaşama kavuşmuştu. Ölümsüzlüğün anahtarı olarak görülen bu Felsefe Taşı bir çok mitolojik ve fantastik hikayenin içinde de geçmektedir.

Bu kavramlara baktığımızda, bunların hayal ürünü şeyler olduğunu anlayabiliyoruz. Ancak insanlığın bu hayalden asla vazgeçmeyeceğini de biliyoruz. Önceleri bir yerde okumuştum. Dünyanın en zengin insanları, amacı sadece yaşam süresini uzatmak (aslında ölümsüzlüğü bulmak) için özel olarak kurulmuş bir araştırma tesisine, araştırmalar yapabilmesi için inanılmaz paralar döküyor. Ne kadar doğru bilemiyorum ama bana hiçte abartılmış bir yalan gibi gelmiyor. O kadar çok parası olan birinin ölmek istememesi kadar doğal ne olabilir?

Günümüzde, insanı dondurup ve yıllar sonra tekrar açarak kısmi bir ölümsüzlük elde edilmeye de çalışılıyor. Gönüllü olarak kendini buza hapsedenlerin olduğunu biliyorum ama mevcutta dondurulmuş kişinin tekrar canlandırılması konusunda bir başarı hiç duymadım. (Aslında bir tane var o da Captan America. 😀 ) Gönüllü olarak dondurulmalarını istemelerinin sebebi de aslında tedavisi henüz bulunamamış hastalıklardan muzdarip olmaları.

 

Ölümsüzlüğe Zemin Hazırlayan Günümüz Teknolojileri…

Beni bu ölümsüzlük teorisini yazmaya iten şey, geçenlerde, videolarını severek izlediğim hikaye anlatıcı (Storyteller) bir youtuber olan Barış Özcan ‘ın bir videosu oldu. Ayna Dünyalar!  Ayna Dünyalar konusu, kafamda ölümsüzlük teorisinin oluşmasına giden yolun kapısını açan bir konu ve yolun temeli oldu.

NOT: İnternette bir çok Ölümsüzlük Teorisi görebilirsiniz. Bu teorimin tamamen farklı ve benzersiz bir teori olduğunu savunmuyorum. Elbette başkaları da bu tarz bir bir teori düşünmüş olabilir. Mesela sevdiğim bir youtuber olan Ruhi Çenet’in de buna benzer bir konuda videosu var. Bu teori Barış Özcan’ın Ayna Dünyalar videosunu izledikten sonra aklımda şekillenen bir teoridir. Hatta ilgili videoyu bulursanız altında kısa bir yorumumu da görebilirsiniz. 🙂

Öncelikle bir animeden bahsedeceğim. Sword Art Online. Bu anime de, bir cihaz aracılığı ile insanın bilincini bir oyun içerisine göndererek, oyun karakterini kendi vücudu gibi kontrol edebilmesini sağlıyor. Düşünün, en sevdiğiniz oyundaki  (benim World Of Warcraft) karakterinizi özgürce yöntebiliyorsunuz. Kılıcı siz sallıyorsunuz. Büyüyü siz yapıyorsunuz… İşte bu oyun, bir çeşit ayna dünya oluyor. Elbette bunu sadece oyun* olarak düşünmeyin… Geniş düşünün… Bu cihaza animede, Derin Dalış Cihazı (DDC) deniyor. Bende öyle diyeceğim.

NOT: Günümüzde Japonya’da bu bahsettiğim DDC cihazını üretmek için çalışmalar yürütülüyor.

Yada… Matrix ‘i düşünelim. Matrix filminde de insanların bir cihaz aracılığı ile Matrix sistemine girmiyor mu? Robotların ele geçirdiği dünyada, enerji kaynağı olarak kullanılan bütün insanlar birer program gibi Matrix Sisteminde yaşamlarını sürdürüyorlar. Burada Matrix bir sistem. Aslında bir ayna dünya. Robotların ele geçirdiği fiziksel dünyanın üzerinde bir ayna dünya… Matrix filmindeki insanları Matrix Sistemine sokan cihaza da bir tür DDC cihazı diyebiliriz.

Ama ne varki, Matrix Sisteminde ölen insanlar, fiziksel olarak da ölüyor. Bu bizim istediğimiz bir şey değil. Değil mi? Bizim amacımız ölümsüzlüğü elde etmek.

 

Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) (VR)

Sanal Gerçeklik(VR) teknolojisini bir düşünelim. Bizi, kısmi olarak bir sanal dünyanın içerisine sokabiliyor değil mi? Bir oyundaki karakterimizi, bir kaç ek cihaz sayesinde gerçek bedenimizle yönetebiliyoruz. Ama ne var ki bedenimizin hareket etmesi gerekiyor ki bu da bu oyun deneyimini yaşarken, fiziksel dünyaya da müdahele etmemize neden oluyor. Örneğin bir kılıcı savururken, elimizi masaya vurarak kırabiliriz… Yada önümüzden geçen kardeşimize bilmeden bir tekme atabiliriz :). Buna kısmı DDC diyebiliriz.

Sanal Gerçeklik(VR) deneyinimi, şu sıralar gözlükler ile yaşayabiliyoruz ama bu gözlüklerin yakın gelecekte bir çift lens boyutuna inebileceğini düşünmek abartılı olmaz değil mi? Sonuçta bir kaç yüz önce birine cebindeki bir alet ile dünyanın diğer ucundaki biri ile konuşabileceksin deseydiniz size deli gözü ile bakarlardı.

Sanal Gerçeklik

 

Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality) (AR)

Bir de Arttırılmış Gerçeklik(AR) var. Bu da tam tersi olarak, dijital olan bir şeyi fiziksel dünyaya getiriyor. Bu teknolojiyi, Sanal Gerçeklik(VR) teknolojisinden daha yeni bir teknoloji diye biliyorum. Sanırım, ilk örneği olarak Pokemon Go oyununu verebilirim. Akıllı telefonlarımızın kamerasını açarak, pokemonları gerçek dünyada görebiliyoruz… Bu teknolojinin bir sonraki seviyesi olarak hologram teknolojisini söylememizde görmemizde bir sakınca yok sanırım. Kaldı ki zaten örneklerini görebiliyoruz.

arttırılmış gerçeklik

Fiziksel olarak dünyanın farklı yerinde olan bir insanın, (örneğin bir öğretmenin) bir gruba, sanki oradaymış gibi bir şeyler anlatması da aynı mantıkta değil mi sizce? Öğretmenin dijital bedeni dijital bir tahtada fiziksel insanlara ders anlatıyor…

Daha da ilerisi olarak, Vizontele filminde, Cem Yılmaz’ın meşhur olan repliği “Zeki Müren’de bizi görecek mi?” sorunun gerçeğe dönüşmesi var. 🙂

İnsanların, Zeki Müren’in sunduğu bir programa, youtube’deki canlı yayına katılır gibi hologramları ile katıldığını düşünün. Bu durum, bu soruyu gerçekleştirmiş olmaz mı? Böyle bir durumda, biz Zeki Müren’i izlerken, Zeki Müren’de bizleri (yani hologramlarımızı) görebilirdi değil mi?

(Hologram deyince filmlerde gördüğümüz o mavi tonlu hologramlardan bahsetmiyorum. Birebir biz olan hologramlar… Bizim birebir dijital kopyamız… 🙂 )

Ayna Dünyalar Kavramı

Çoktan Hazırlanmaya Başlandı…

Şuanda bir yerlerde, içinde yaşadığımız dünya birebir olarak kopyalanıyor. Yani gerçek dünyanın bir Ayna Dünyası oluşturuluyor..  Yaşadığımız dünyanın birebir aynısı olan dijital bir dünya.

Google Maps bu kavramın ilk adımı iken Google Earth ise ikinci adımı diyebiliriz. Google Business, Swarm, Foursquare gibi uygulamalarla da harita üzerindeki binalarda yer alan işletmelerin bilgileri de zaten Google’nın veri tabanında yer alıyor. Ve tabi ki de bu bilgiler herkese açık. Yıllar boyunca toplanan bu meta verileri, oluşturulacak olan Ayna Dünya’nın detaylarını oluşturacak ve içini nesneler ile dolduracak.

Yani bu gelecek teknolojinin babası Google olacak, dememizde bir sakınca görmüyorum.

Düşünelim… Tamamen kodlanabilen, içi meta verilerle doldurulmuş, tamamı etiketlenmiş, kategorize edilmiş ve istenildiği gibi dizayn edilebilen bir dijital dünya. Bu ayna dünya ile neler yapılabilir?

  • Gerçek dünyamızdaki, bütün fiziksel kanunları kod satırlarına dökülerek, bu ayna dünyaya entegre edilip üzerinde çalışmalar yapılabilir.
  • Yaşanan doğal felaketler simule edilerek incelenebilir ve daha net önlemler alınabilir. Hatta engellenebilir.
  • Gerçek dünyada değiştirilemeyen fiziksel kanunlarla, ayna dünyalarda oynanarak sonuçları incelenebilir ve yeni fikirler elde edilebilir.
  • Bu zamana kadar, istesekte istemesekte bir yerlerde biriken tüm genel ve özel bilgilerimiz verilerimiz kullanılarak yapay zekalar geliştirilip bu ayna dünyalara yüklenebilir ve üzerilerinde deneyler yapılabilir.
  • Üretilecek silahlar hesaplamalar ile bu ayna dünyada test edilebilir.
  • Keyfe keder yeni fiziksel kanunlar üretilebilir.

Ve daha nice maddeler sıralanabilir…  İyi mi ya da kötü mü olacağına karar vermek zor.

Sonrasında neler olacak?

Biraz düşünelim… Bir ayna dünya üretildi. Gerçek dünyamız ile tamamen aynı olabilecek noktaya kadar geliştirildi. Fiziksel kanunları ve zaman kavramı gerçek dünya ile birebir aynı işliyor. İçi meta verilerle dolduruldu. Her bir ev ve yapı eklendi. Evlerin odalarının içlerindeki mobilyalara kadar, hatta masanın üzerindeki bardağa ve içindeki suya kadar her şey bu ayna dünyaya entegre edildi…

Her şey tamamlandığında, bizlere diyecekler ki, bu ayna dünyaya giriş yaparak kendi avatarınızı oluşturabilirsiniz. Kendinizin bir kopyasını oluşturabilir, bu dünyada kendinize bir yer edinebilirsiniz.  Hatta bu ayna dünyadaki karakteriniz ile ek kazanç bile sağlayabilirsiniz. (Daha çok veri toplayabilmek amacı ile yaparlar diye düşünüyorum.)

İşte bu ayna dünyadaki avatarımızı, ister sanal gerçeklik(VR) ister arttırılmış gerçeklik(AR) teknolojisi ile dijital dünyanın içinde kontrol edebilmemiz mümkün olacaktır.

Yüzüklerin Efendisi filminde, Frodo’nun bir yüzük ile bir ayna dünyaya geçiş yaptığını görebiliyoruz. Ünlü yönetmen Peter Jakson’un Yeni Zelanda’da kurduğu Veta adlı bir şirket, Yüzüklerin Efendisi filmindeki dünyayı inşa etmişti.

 

Slovakya’nın Bratislava kentinde, Ayna Dünya kavramı temelinde bir oyun motoru daha doğrusu gezegen motoru geliştirilmekte. Dünyanın birebir büyüklüğünde bir Ayna Dünya… Gerçek dünyanın tüm yeryüzü şekillerini, okyanusları ve denizlerini gerçeğine çok yakın şekilde bu gezegen motoruna işliyorlar. Ülkeler ve şehirler mevcut olarak eklenmiş durumda. Gelecekte binaların içleri, odalar, odalardaki mobilyalara kadar bu geliştirilen Ayna Dünya’ya eklenecek. 

Ve bu Ayna Dünya, Fiziksel dünyanın üzerinde olacak. Yani fiziksel dünyamız, kendi ayna dünyasını üzerine giymiş olacak…

Fiziksel Dünyamız’ın üzerinde internet. İnternetin üzerinde Web siteler. Web sitelerin üzerinde Sosyal Medya, Sosyal Medya’nın üzerine ise Ayna Dünya! Ayna dünyanın oluşturulmasındaki asıl amaç zaten bu…

Kısa bir hayal ile, gelecekte Dinamik Network sitemizin, klasik bir web sitesi değilde Ayna Dünya’nın içinde bir yerde kendine has tasarımı ile bir kütüphane olabilir. Sitemizi ziyaret etmek istediğinizde aslında bu ayna dünyadaki kütüphanemizi ziyaret edebilirsiniz.

 

Karışık Gerçeklik (Mixed Reality) (MR)

Bu noktaya kadar, sanal dünya içindeki bir Ayna Dünya kavramından bahsettik değil mi? Ama sadece o kadar mı? Bu Ayna Dünya kavramı temel olarak, Sanal Gerçeklik(VR) ve Arttırılmış Gerçeklik kavramların birleştirilerek Karışık Gerçeklik(MR) kavramını da bizlere sunuyor.. O da neyin nesi diye düşünüyorsanız aşağıdaki kısa videoya göz atmanızı istiyorum.

Bir önceki başlığın altında bahsettiğim kütüphanemizi, Ayna Dünya’ya girerek değilde, kendi odanıza çağırdığınızı düşünün. Bir anda odanızın her tarafında kitap raflarının belirdiğini ve kitap rafındaki bir kitabı alıp okuduğunuzu düşünün.

Tıpkı Matrix filmindeki “Guns. Lots of guns.” sahnesi gibi.

Bu noktada son olarak bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bazen internette ve haberlerde bazende filmlerde karşılaşıyoruz. İnsanların özel bir dumanı çekip, bir tür özel içeceği içip ya da bahsettikleri bir tür meditasyon yada içsel enerjiyi kullanarak farklı bir boyuta geçmesi kavramı… Buna astral seyahat deniyordu sanırım. Kişinin ruhunu yani bilincini farklı bir boyuta göndermesi şeklinde tanımlanabilen bu kavrama aslında bir Ayna Dünya diyemez miyiz? Bu demek oluyor ki Ayna Dünya kavramı, Ayna Dünya olarak bilinmese de uzun zamandır var olan bir kavramdır.

Paralel Evrenler, Farklı Boyutlar bu gibi tüm kavramlar Ayna Dünya = X eşitliğin sağ tarafına yerleştirilebilir desek… Sanırım yanlış bir tanımlama olmaz. Aslında Ayna Dünya kavramı bence hiç basite alınacak bir gelişme değil.

 

Ölümsüzlük Mümkün Mü? – İşte Geliyor!

DDC cihazına geri dönelim. İnsan bilincinin bir oyuna aktarılması… Ya da bir ayna dünyaya aktarılması… Ayna dünyaya aktarılan, dijital bir insan bilinci…  Dijital ortamda yaşayan, insan beynini simüle edebilen yapay zeka destekli bir insan bilinci. Zamandan etkilenmeyen. Yaşlanmayan. Hiç bir şeyi unutmayan sanal bir insan bilinci. Tabi bu noktada yine iş fiziksel bedene bağlanıyor değil mi? Sonuçta bir cihaz aracılığı ile bu ayna dünyaya bağlanabiliyor ve oradaki kopyamızın kontrolünü elimize alıyor olacağız. Dijital ortamdaki kopyamız yaşlanmayacak ama gerçek bedenimiz tabii olarak yaşlanacak.

Geliştirilen bu cihazlar, takan kişinin beynini tarayıp modelleyebilecek bir noktaya gelemez mi? Kaldı ki tarama cihazları ile temel olarak zaten yapılıyor.

Beynimizin tüm yapısı, tüm nöronlarımız, bağlantıları ve sakladıkları veriler, cihazlar aracılığı ile kodlara dökülecek ve gerçek beynimiz birebir modellenecek. Bu olduğunda, gerçek anlamda bir kopyamız sanal dünyada oluşmuş olacak ve o noktada artık fiziksel bedenimize ihtiyacımız kalmamış olacak. Çünkü dijital dünyada asla yaşlanmayan, zaman kavramından koparılmış bir BİZ olacak. Dijital bir ikizimiz olacak yani. Tek bir bilince sahip iki farklı varlık. Dijital dünyadaki diğer BİZ’e dijital ikizimiz diyebiliriz değil mi?

Dijital İkizler

DİJİTAL İKİZ

Yukarıda bahsettiğim Karışık Gerçeklik(MR) kavramına geri dönelim. Zaten yapay zeka ile desteklenmiş olan dijital bilinçlerimizin Karışık Gerçeklik(MR) ile yukarıdaki videoda olduğu gibi fiziksel dünyamızda rahatça dolaşabildiğini ve etkileşime geçebildiğini düşünün. Kendi kopyanız ile muhabbet edebildiğinizi düşünün. Okeye dördüncü aramak yerine kendi kopyanızı fiziksel dünyaya çağırabilirsiniz. 🙂

Ayna Dünya‘yı üzerine geçirmiş olan fiziksel dünyada, sizden iki tane olacak. İster fiziksel bedeniniz ölene kadar keyfini çıkartır ister bilincinizi tamamen dijital ikizinize devrederek dijital dünyada sizi bekleyen ölümsüz bedeninize kavuşursunuz. 🙂

Karışık Gerçeklik(MR) teknolojisi ile fiziksel dünya ile etkileşime geçen bu dijital bilinçlerin, yaratılan diğer tüm Ayna Dünyalara da girebildiğini düşünün. Fiziksel dünyada özgürce dolaşabilen bir dijital bilinç aslında ayna dünya içinde yer alırken, kendilerini fiziksel dünyada gösterip, istediği noktaya gidebilirler değil mi? Belki bir akıllı telefona, bir bilgisayara… Uzayda gezinen uydulara… Tamamen özgür ve ölümsüz.

Yine de temelinde bir enerji kaynağı elzemdir. Fiziksel bir beden için olduğu gibi….

Matrix filminin tüm hikayesini bilenler bilir.  Kontrolden çıkan ve güneş enerjisi ile çalışan robotları durdurmak amacı ile salınan bir tür duman ile güneşten enerji kullanılmasını engelledikleri için robotlar, insan vücudunun elektriği kullanabilen bir sistem geliştirerek yeni bir enerji kaynağı elde ediyorlar. (İleride Matrix hikayesi ve teorilerini yazabilirim. 🙂 )

Burada aklıma bu yazı ile ilgili olan, youtube’da yayınlanan bir Web Dizi olan Hile dizisi geldi. Bir oyun şirketi geliştirdiği bir oyunun hatalarını gidermesi için Felix adında bir yazılımcıya gönderiyor. Ancak Feliz oyunda herhangi bir hatanın olmadığını fark ediyor. Oyunu denemek için oynadığında aslıda gerçek hayata etki ettiğini fark ediyor. İzlemenizi tavsiye ederim. 3 sezonluk güzel bir web dizidir. 

Karanlık Tarafı

Doğal olarak aklıma gelen ilk şey, dijital kölelik… Sonuçta bu karmaşık teknolojinin sırlarını sadece bu teknolojiyi üretenler biliyor olacak. Bizim için bir ölümsüzlük gibi görünürken, aslında gerçek anlamda “sitemin kölesi” olmuş olacağız. Sonsuz bir kölelik. Çünkü kimse için devaya ekmek yok. O ayna dünyanın devam ettirilebilmesinde bir maliyeti olacak. Dijital benliklerimizin bu maliyeti nasıl karşılayabileceğini o zamanın şartları belirleyecek. Ve elbette isyan etmek söz konusu bile değil.

Yine Matrix’e değineceğim. Robotlar dünyaya hakim olduktan ve insan temelli enerji kaynağını oluşturduktan sonra insanlar yok edilmiş bir dünyada yaşamak yerine Matrix sisteminde yaşamaları için gönüllü olarak bu enerji sisteminde bir pil haline gelebiliyorlardı. Robotlar için bir enerji kaynağı haline gelirlerken Matrix sisteminin devam ettirilebilmesi için bir pil oluyorlar.

Belkide dijital dünyaya entegre edilmiş dijital beyinlerimizin güçlerini kullanarak günümüzde hesaplanması imkansız görünen şeylerin hesaplanabilmesi için kullanacaklar. Kim bilir? O zamanın şartları neyi gerektiriyorsa o şekilde sömürüleceğiz.

O dünyanın kaynak kodlarını ellerinde tutan kişiler, istedikleri gibi yönetebilir, dijital BİZ’in düşüncelerini bilir, manipüle edebilir ve dilerlerse bizi bir tuşla silebilirler. Onlar istemedikçe intihar bile edilemez. Sonuçta o ayna dünyanın fiziksel kanunlarını bile yönetebiliyor olacaklar.

Asıl ölümsüzlük bu teknolojinin sahibi olanların elinde olacak. Sistemi, dijital bilinçleri ile yönetecekler. Zaten fiziksel dünya’ya giydirilmiş olan ayna dünya sayesinde istedikleri yere, istedikleri anda hologramları ile gidebilecekler ve fiziksel kaynaklarını da bu sayede istedikleri gibi yönetebilecekler.  Sanal Gerçeklik(VR) ve Arttırılmış Gerçeklik(AR) teknolojilerin birleştirilmiş hali olan Karışık Gerçeklik(MR) teknoloji ile yukarıda gördüğünüz kısa videoda olduğu gibi fiziksel dünyada da yer alabilir, görülebilir ve hatta etkileşime geçebilir hale gelecekler. Bir bakışta karşımızdaki kişinin dijital mi, fiziksel mi olduğunu anlamamız da neredeyse imkansız olacak.

Sıradan insanlar için kurallara uyulduğu sürece ölümsüzlük, sistemi yönetenler için gerçek bir ölümsüzlük olacak. Bu teknolojinin ilk zamanlarında Böyle bir durumun yaşanabilecek sorunlardan biri olduğuna da eminim.  🙂

Bu noktaya gelindiğinde internet artık elektrik ve su gibi vazgeçilmez zaruri bir ihtiyaç haline gelmiş olacak. Sonuçta o kadar büyük dijital veri kümesinin özgürce hareket edebilmesi ve bizlerin, o veri kümeleri içerisinde gezebilmemiz için gerekli olan internet alt yapısının, nasıl bir büyüklüğe ulaşmış olması gerektiğini hayal edebilirsiniz.

 

Ölümsüzlük Mümkün Mü? Yazımı Bitirmeden Önce…

İşte benim ölümsüzlük mümkün mü sorusu hakkındaki teorim bu şekildeydi. Anlaşılabilir olması açısından diğer konulara da değinmek zorunda olduğumu hissettiğim için bu kadar uzadı. Elbette anlatmak istediğim şey sadece ölümsüzlük değildi. Bu yazım belki de birilerine ilham verecek belki bazı şeyleri daha farklı algılamasını sağlayıp bakış açısını değiştirecek. Tıpkı benim Ayna Dünyalar videosunu izledikten sonra bazı şeyleri farklı algılamaya başlamış olduğum gibi…

Biz bu zamanları görebilir miyiz? Bilemiyorum. Ama en azından bizim neslimizin Sanal Gerçeklik(VR) ve Arttırılmış Gerçeklik(AR) teknolojileri ile bahsi verilen Ayna Dünya ‘ya erişip avatarlarını oluşturabilecekleri noktayı görebileceğini düşünüyorum.

Bu teorideki kilit nokta, “İnsan Bilincinin Dijital Dünyaya Aktarılmasıyla Ölümsüzlüğün Elde Edilmesi”  düşüncesidir. DDC cihazı ile yada başka bir tür teknoloji ile fark etmez… Aracı ne olursa olsun, bu kavram gerçekleştiğinde ölümsüzlük elde edilmiş olacaktır.

Benim Ölümsüzlük Mümkün Mü? sorusuna cevabım bu şekilde… Bence mümkün. Oksijenin insanları yavaşça öldüren bir zehir olması teorisi düşünüldüğünde fiziksel bedenin ölümsüzlüğü bana pek mantıklı gelmiyor. Teknoloji sürekli gelişiyor. Gelişme hızı da her geçen gün artıyor. Karlı bir dağın zirvesinden bırakılan küçük bir kar topunun giderek büyümesi gibi…

Son olarak kafanızı tamamen çorba haline getirecek bir video daha bırakmak istiyorum. Bu yazının üzerine bu videodan sonra bir süre düşünce alemine geçmeniz ve az önce beyninize giren bu bilgileri sindirebilmeniz için kendinize biraz zaman vermeniz gerekecek.. 🙂 (Not altyazıyı açın.)


Ölümsüzlük Mümkün Mü? teori yazımı buraya kadar sıkılmadan okuyan herkese sonsuz teşekkürler. Bu da böyle bir teori idi… Sıkılmadan okuyabilmeniz için arada sizi gülümseteceğini düşündüğün küçük işaretler bırakmaya çalıştım.

Diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz. Bu tarz teknoloji temelli teori yazıları okumayı seviyorsanız, mevcut teorileri yayınlamaya çalışabilirim. Belki aklıma başka teoriler gelir onları da yayınlarım. 😀

Hatta sizinde teorileriniz var ise info@dinamiknetwork.com mail adresi aracılığı ile benimle iletişime geçebilirsiniz.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Liseden, Ağ Sistemleri ve Yönetimi bölümünden mezun oldum. Üniversiteden (2 yıllık), Bilgisayar Programcılığı bölümünden mezun oldum. Şuanda da AÖF, Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde okumaktayım. Uzmanlık alanlarım; Windows Sistemleri, HTML, CSS, C# ve SQL’dir. Hobi olarak uğraştığım genel konular, Photoshop, After Affects, Corel Draw’dır. Film, YABANCI dizi, Anime izlemeyi ve Manga okumayı severim. Arkadaşlarımla yürüyüş yapmayı ve grup olarak aktivitelere gitmeyi severim. Geri kalan zamanlarımın tümü bilgisayar karşısında geçer.

Yorum Yap